MAKALELER

Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun Tedavisini Psikiyatr Leyla Alkaş İle Konuştuk

Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun Tedavisini Psikiyatr Leyla Alkaş İle Konuştuk

Leyla Alkaş 1990 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1996 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanlığını tamamladı. Şu an özel muayenehanesinde çocuk ve ergenlerle çalışmaya devam ediyor.

SADECE PSİKOLOJİ: Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Nasıl Anlaşılır?

DR. LEYLA ALKAŞ: Dikkat eksikliği bana genelde en erken ilkokul çağında geliyor. Genellikle üç yaşındayken dikkat eksikliği var dedikleri çocukta ya hiperaktivite var ya da yaygın gelişimsel bozukluk oluyor. Çok iyi bildiğimiz dikkat eksikliği üç yaşında pek gelmiyor. Sadece dikkat eksikliği olanlar beşinci sınıfa doğru geliyor. Hiperaktifler ya da dürtü kontrol bozukluğu olanlar ise daha erken geliyor. Dikkat eksikliğinin en önemli belirtilerinden bir tanesi duyuyor mu duymuyor mu anlamıyoruz. Konuşmalara tepki vermiyor. Öğretmenin söylediği şeyler;” vücudu burada ama aklı nerede ruh gibi geziyor.” Annelerin söyledikleri ise bakkala üç parça bir şey almaya yolladığımda mutlaka yanlış geliyor, eksik geliyor. Eşyalarını çok kaybediyorlar. Ödev almayı unutuyorlar. Ödevi yapıyorlar fakat çantalarına koymayı unutuyorlar. Çantalarına koyuyorlar, bilmiyorum, diyorlar. Yapsalar da yaptıklarını unutuyorlar. Zaten sınav tarihlerini unutuyorlar.

SADECE PSİKOLOJİ: Dikkat Eksikliğindeki Başlıca Problemler Neler?

DR. LEYLA ALKAŞ: En önemli problem dikkatte bir şeye odaklanma sürelerinin kısa olması. Ama bir başka grup çocuk var onlar da irritabl çocuklar. Yani dikkati çelinen çocuklar. Evde uyaran olmadı mı problem yok ama bir misafir geldi mi felaket hareketli oluyor. Ya da çocuk dersine oturuyor ama kapı çalındığında pıt kapı açmak için koşuyor. Etrafındakiler, biblolar, sivilceler, kalemler, silgiler hemen her şey dikkatini dağıtıyor ve onlarla ilgilenme ihtiyacı hissediyor. Çok çabuk çeliniyor. Konuşurken biri bir şey dedi mi hemen ona dönüyor. Sınavdayken öğretmeninin dolaşması onları rahatsız ediyor. Üçüncü bir dikkat eksikliği ise çok kitaplarda bahsedilmeyen dikkat saplanması olan çocuklar. Onlar da takıntılı çocuklar. Kişi bir şeye takıntılı bir şekilde takıyor. O sırada zamanın geçip başka şeylere geçmesi gerektiğini öğrenemiyor. Öğretmen bir konudan sonra başka bir konuya geçerse o önceki konuda kalıyor. Bir daha yeni konuya adapte olamıyor. Derse başlayacak o sırada sarı kalemini bulamazsa oturamıyor. Tekrar tekrar anı şeyi soruyor. Bu da dikkat saplanması olan çocuklar. Ya da günümüzde en çok telefona tablete dikkatlerini veriyorlar oraya dikkatlerini verince dünyayı unutuyorlar. Dikkat saplanması olan çocuklar ayarlaması gereken öncelik sırasını ayarlamada problem yaşar.

SADECE PSİKOLOJİ: Dikkat Eksikliğinin Beraber Görüldüğü Diğer Psikiyatrik Problemeler Neler?

DR. LEYLA ALKAŞ: Dikkat saplanmasıOKB’nin bir parçası. Bu çocukların yalnızca üçte birinde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tek başına ortaya çıkıyor. Çoğunlukla öğrenme bozuklukları, kaygı bozuklukları, yaygın gelişimsel bozukluğu dediğimiz bağlanma bozukluğu, sosyal ilişkiye girme, başlatma bozukluğu. Aslında gelişimsel bozukluklar matematik kümleri gibi. Bazen kesişiyorlar. Bazen birbirilerinin içinde yer alıyorlar. Hangi belirtiler ön planda ise biz o tanıyı koyuyoruz. Hatta bazen meslektaşlarımız arasında diyoruz ki bu çocuk ilk geldiğinde Otisitik Spektrum Bozukluğu’ydu. Sonra bakıyoruz ki bu çocuk hiperaktivite, eğitim hayatı ilerledikçe öğrenme bozukluğu diyoruz. O sırada takıntılar olunca obsessyon tanısı konabiliyor. O sıralar semptom hangi kümede yığılıyorsa o tanıyı koyuyoruz. Aileler sonra diyor ki o doktor anlamadı, bu doktor anlamadı, sürekli tanı değişiyor. Aslında burada tanı gelişimsel bozuklukların aynı havuzun içinde farklı farklı kümeleşmesiyle ilgili. Gelişimsel bozuklukların iyi tarafı giderek iyiye doğru gidiyorlar. Fakat iyiye doğru giderken akranların hızına yetişmekte yine de zorluk çekiyorlar. Göreceli olarak akranlarından daha gerideymiş gibi bir tablo çıkıyor ortaya. Yani burada hedefin ne olduğu neyin üzerinde çalıştığı çok önemli. Yani biz burada bu tanıları koyuyoruz ama bu tanılar aslında meslektaşlar arasında iletişimi kolaylaştırmak için. Aileler ise daha çok tanının üzerine odaklanmak yerine, çocuğun hangi özellikleri güçlü hangi özellikleri zayıf, neresi üzerinde çalışılmalı bunu üzerinde durmalı. Tanı kısmı, tedavi tercihleri yaparken ne yaptığımız anlamak için yardımcı olan bir konu. Tıpta bir söz vardır: “hasta yoktur hastalık vardır.” Çocuk psikiyatrisinin gelişimsel bozuklukları içinde hastalık değil hasta ön plandadır. O çocuğun hangi aşamada hangi yetenekleri var, hangi yetenekleri geliştirilmeye müsait, hangilerinde daha çok zorlanacağız, çevre düzenlemesinde ne yapabiliriz, eğitimde önceliğimiz ne olmalıdır gibi hedefleri belirlemek ön plandadır.

SADECE PSİKOLOJİ: Dikkat Eksikliği Çocuğu Nasıl Etkiliyor?

DR. LEYLA ALKAŞ: Aileler bazen diyor ki dikkat eksikliği sonradan uydurulmuş bir konu. Çocuk dediğin zaten hareketlidir, çocuk dediğin ses duyunca bakar, bunlar bence hastalık değil diyebilir. Ben de sürekli TV izlesem bu tarz belirtileri hastalık olarak görmem hele hele ilaç verme konusunda çocuğu zehirleyeceğim diye ödüm patlar. Ama bunu konuşan kişiler çocuklarla profesyonelce çalışan kişiler değil. Çocuk ve ergen psikiyatristleri olarak bizim gördüğümüz bu çocukların öyle zor bir yaşantıları var ki. Sürekli çevrelerinden hakaret duyuyorlar, yaramazlıkları için ceza alıyorlar. Sürekli elleme, dur, oğlum, kızım, hadi, yeter artık, geç kalıyorsun, bıktım senden, ne zaman yetiştireceksin, bak kaç saat oldu gibi negatif bir uyarı bombardımanına maruz kalıyorlar. Ruh sağlığı bozuluyor bu durumda. Depresyona girebilir, kaygı bozukluğu geliştirebilir, davranış bozukluğu geliştirir. Ona bağırana o da bağırır. Ona kızana o da kızar. Dolayısıyla gelişimsel yavaşlıkla, DEHB ile başlayan çocuk bir iki yıl içinde üzerine davranış bozuklukları, depresyon, kaygı bozukluğu birbirini tetikleyerek gitmek zorunda kalıyor. Onların anne – babası da çok acı çekiyor. Anne diyor ki ben hiçbir yere gidemiyorum bununla. Nereye gitsem rezil oluyorum. Hiçbir işe dikkatimi veremiyorum, kendini bir yerlerden atacak diye aklım çıkıyor. Sosyal bir reddediş söz konusu oluyor. Bu çocuğun yüzünde gözünde sürekli yaralar görürüz. Kendilerine ve etraflarına da zarar veriyor bu tip çocuklar. Evini yakan, arabasını yakan, okuldan atılan o kadar çok çocuk var ki. Bizim söylediklerimiz ufak yaramazlıklar değil.

SADECE PSİKOLOJİ: Tanı koyarken neleri dikkate alırsınız?

DR. LEYLA ALKAŞ: Tanıda en önemli şey belirtilerin birçoğunun aynı anda olması. Ve çocuğunişlev kaybına sebep oluyor. Tanı koyarken en önemli nokta bu. Otistik çocuklar için bu gözüme bakıyor otistik değil diyorlar. Göze bakan bir sürü otistik çocuk var ama o sırada belirti başka tarafta olabilir. Dikkat eksikliğinde de aynı şey söz konusu. Çocuk sizi dinlerken gözlerini gözünüze dikiyor olabilir ama aklı bilgisayar oyunundadır. Peki bilgisayar oyununa nasıl dikkatini veriyor? İşte bu da dikkat önceliği ile ilgili problem olabilir. Dikkat bir insanın üst düzey fonksiyonu. Aynı anda gözlerin, işitmenin, beynin ve daha önemlisi niyetin ön planda olduğu bir konu. Bir işe başlarken niyet etmek dikkati sağlamadaki en önemli konu. Bir çocuk derse başlarken yarım saat içinde önümdeki bu on soruyu bitirmeye niyet ettim diye başlamalı. Dikkat eksikliği olan çocuklar daha sessiz yavaş hareket eden seslendiğinizde dönmeyen çocuklar. Öğretmen 12. Sayfayı açın dediğinde dikkat eksikliği olan çocuğa ismiyle seslenip aç demek zorunda. Dikkat eksikliği olan çocuklar birebir derslerden faydalanabilir. Dizdize- gözgöze. Öğretmenin geri bildirim alması gerekir. Geri bildirim anladın mı değil söylediğimi tekrar et şeklinde olmalı. Ya da söylediğimi anladıysan benzer olan şu soruyu yap bakalım şeklinde oluyor. Benzer bir şeyi yapmasını istediğinizde dikkatinin bozuk olduğunu anlayabilirsiniz. Öğretmen genelde çok hanımefendi, hiç dersin huzurunu bozmuyor, dersi çok iyi dinliyorgibi yanılsamalara girebilirler.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Sendromu diye bir sendrom var. Bu dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtilerinin bir arada bulunduğu küme. Hepsinin bir arada olduğu tipe mix tip diyoruz. Dikkat eksikliği olan çocuklarda aynı zamanda hiperaktivite ve dürtüsellik de bulunabilir ama hangisi ön plana çıkmışsa onun ön plana çıktığı tip diye tanımlarız. Kımıl kımıl hareketleri olan dürtüsel çocuklar için, öğretmeni sürekli arkadaşlarını dürtüyor, hiç yerinde durmuyor, oraya buraya sataşıyor ama ne sorsam da biliyor diyor. Bu çocuklar hiperaktifler ama dikkatlerini verebiliyorlar. Fakat çoklu soyut düşünmenin gerekli olduğu dördüncü beşinci sınıfta başarıları düşüyor. Çünkü cepten yiyorlar. Çünkü zekalarınınbecerikliklerinin avantajlarını kullanmış oluyorlar.

SADECE PSİKOLOJİ: Çocuk nasıl değerlendirir?

DR. LEYLA ALKAŞ: Aile veya öğretmeni ben bu çocuğa ulaşamıyorum, istediğim randımanı alamıyorum diye geldiklerinde biz çocuğu ve aileyi gözlemliyoruz. Aileden gelişimsel öykü alıyoruz. Hiperaktifer anne karnındayken daha fazla tekme atıyor. Yeme problemleri çok sık oluyor. Anne masada oturtmakta zorluk yaşıyor. Ama dikkat eksikliği olan çocuklar ise aşırı uslu çocuk. Oturduğu yerde sessize duran çok ağlamayan çocuklar. Dürtüsel çocuklar zaten yerlerinde duramıyor. Bir yaşından itibaren yüzlerinde dikişe sebep olacak şekilde kendine zarar veriyor. Daha sonra kaygı bozukluğu, davranış problemi olabiliyor. Dürtüsel çocukların bir kısmı çok iyi yürekli arkadaş canlısı ama severken acıtıyor. Kenara çekilir misin diye bekleyemediği için itip kaçıyor. Dolduruşa çabuk geliyorlar. Arkadaşları bunu çözdü mü çok güzel kullanıyor. Milletin gülmesini bir popülerlik olarak kabul edebiliyorlar. Sonra adı çıkmış oluyor. Öğretmen bile sen yapmışsındır diyor. Bu sefer o da madem benden bekliyorlar ben de yapayım diyor.

SADECE PSİKOLOJİ: Tedavisinde ne tarz yöntemler kullanıyorsunuz?

DR. LEYLA ALKAŞ: Bu kadar karışık ve birçok psikiyatrik belirtiyi de üzerinde taşıyan bir grupla tedavi çok renkli oluyor. Çocuğa göre seçmek lazım aileye göre seçmek lazım. Aileler genellikle sosyal medyadaki tıp dışı kişiliklerin ya daçocuk psikiyatristi olmayan kişilerin dolduruşuyla geliyorlar. Ama şu var ki yapılan çok merkezli bir çalışmada, sadece ilaç kullanan hiçbir psikolojik pedagojik ve danışmanlık hizmeti almayan on çocuktan yedisinde düzelme görülüyor. İnanılmaz büyük bir yanıt var ilaca. Antibiyotikte bile bu yanıtı alamıyoruz. Diğer bir grup ise biz psikoloğa, pedagoga gideceğiz, özel eğitim aldıracağız dediğinde bunların hepsinden on çocuktan altısı fayda görüyor. Hem ilaç hem terapi yapıldığında on çocuktan sekize çıkıyor. %20 vakada hala işlevsellikte problemler yaşıyoruz. Bu böyle bir süreç. İlaç tek başına işe yaramaz. Mutlaka ilacı nasıl kullanacağınızı, ilaçtan ne bekleyeceğinizi iyi bileceksiniz. Çocuğun zayıf ve kuvvetli yanlarına yönelik program yapacaksınız. Tanıyı koyarken mutlaka öğretmenlerden gözlem formu istiyoruz. Öğretmenlere ne yapmaları gerektiği ile ilgili bilgi yolluyoruz. Bu çocuklarımızın ön sıralarda oturması, hareketli başka çocukla oturtulmaması, daha sakin biraz anaç, tahtayı yazsana, sayfayı açsana deyip destek olacak arkadaş grubuyla oturtulmaları, derste herkesi rahatsız ediyorsa bazen ön sıralara oturtulması gerekebilir. Bu bir tecrit olarak algılanabilir fakat arkada tek oturtulursa evet tecrittir ama önde tek oturursa çocuğu derse katabilmektir. Pedagojik, yaklaşımın, eğitimin psikolojik yardımın yeri var. Bir kere tanı koymada psikologlar çeşitli testler yapıyorlar. WISC IV çıktı. Uzun biraz. Her yerde bulunmuyor. Her testin eksiklikleri var aslında güçlü yönleri de var. Çocuğa göre test istemek gerekiyor. İla yanında bir psikologla çalışması gerekebiliyor fakat ailenin sosyoekonomik durumu göz önüne alınmalı. İmkân kısıtlıysa eğer ailenin eğitilmesi çok önemli. Ailenin yapabilecekleri üzerinde durmak gerekir. Benim yurtdışından hastalarım oluyor. Dil problemi yüzünden anaokuluna alınmadığında aileler panik oluyor. Bizim çocuğumuza kötü muamele mi var gibi bir kanıya kapılmaması için ailenin eğitimi çok önemli. Hem çocuğu takip edebilmesi hem de tedavisi için onu yedi yirmidört evde de eğitmek gerekiyor.

SADECE PSİKOLOJİ: İlaç konusunda ailelerin bir takım tereddütleri oluyor. Bu konuda neler söylersiniz?

DR. LEYLA ALKAŞ: Doktor olarak ilaçlar kullanıyoruz. Bu ilaçları kullanmadan önce genel olarak sağlık muayenesini yapıyoruz. Aileler sanıyor ki çok muayene etmiyoruz. Hâlbuki doktorlukta muayene koridorda başlar. Tiroit var mı yok mu, boğaz yapısı, göz yapısı, gözünün rengi, elinin ayağının rengi, anemisi, kansızlığı var mı, çocuk sokakta oynuyor mu, yeterince D vitamini alıyor mu, konuşma sırasında aslında birçok şey muayene edilir. Çok merak etmesinler aileler. Kullandığımız ilaçlar çok güvenilir ilaçlar. İlacın yan etkisi var mı sorusuna ben şunu söylüyorum. İlacın yan etkisi olmazsa ilaç olmaz. Vücuda, bir sistemi değiştirmek için bir madde veriyorsunuz. İçtiğimiz bitki çayları bile vücuda girmiş bir maddedir. Oturup bir kilo kiraz yerseniz ishal olursunuz. Bir şeyin fazlalığı, eksikliği her zaman için metabolizmayı olumlu ya da olumsuz mutlaka etkiler. Özellikle metilfenida uyarıcı olan ilaçlar iştahı azaltır. Ama onu öyle bir dikkatli saatlerde veririz ki çocuğun gün boyu aldığı kalorinin, gıdanın hesabını yaparız. Aile, okulda hiçbir şey yemedi diye geldiğinde okuldan sonraki saatlerde çocuğun açığını kapatabiliriz. Aile nerede bir problem var nerde bir çözüm var kısmına odaklanmalı. Bu ilaç da olabilir, eğitim de olabilir. Psikolog arkadaşımız çok iyi bir masa başı çalışma yaptırmıştır ama uygulanmazsa fayda olmaz. Aile diyor ki ben psikoloğun yaptırdığını evde zırnık yaptıramıyorum. Bu da aynı şey. İlaçtan korkmalarına gerek yok. İlaca doktor imza atıyor, kontrolünü yapıyor. Aktarlardan alınan bitkilerin uzun soluklu faydaları yoktur. Kadim bilgilerdir. İlaçların bildiğimiz halini alıp eczanelerde ilaç olarak satılması en az otuz yılı alıyor. Bunun hayvan deneyleri var, yan etkileriyle ilgili deneyleri var. O sebeple biz ilaçları öncelikle kullanıyoruz. İlaçtan korkmak çok anlamsız. İlacın yan etkisini biliyoruz ailelere de söylüyoruz. Daha önce cıvıl cıvıl, her söze karışan, hayat dolu çocuk, sessiz, sakin geliyor. Ama o sırada ne sorarsanız gayet güzel cevap veriyor. Arkadaşlarını rahatsız etmiyor. Arkadaşları onu doğum günlerine çağırıyor. Onunla yanyana oturmak istiyorlar. Sosyalleşmesi toparlanıyor. Hareketli çocuğun ebeveyni sakin çocuk gördü mü bu ne diyorlar. Ama burada tekrardan ilacın doz ayarlaması tamamen doktor hasta ilişkisinin, öğretmen doktor ilişkisinin sağlıklı olmasıyla ilgili bir süreç. İlaç tedavisine başlarken de davranışçı terapiye başlarken de hedef üzerinde durulur. Benim ilaç vermeden takip ettiğim o kadar çok hastam var ki. İlaç gereken yerde aile ile konuşup verilir. Bu şuna benziyor. Grip olduğunuzda ilaç almazsanız, evde bir hafta dinlenerek bitki çayı içerseniz geçer. İşe gitmek zorundaysanız mecburen ateş düşürücü alırsınız, boğaz için antiseptik alırsınız, hala kötüyseniz antibiyotiğinizi de alırsınız.

SADECE PSİKOLOJİ: Dikkat eksikliği olan çocuklar tedavi edilmezse oluşabilecek problemler neler?

DR. LEYLA ALKAŞ: DEHB çocukları en çok 4 yaş ile 15-16 yaş arası örseliyor. Bu dönemde destek alınmadığı takdirde 18 yaşında zaten durulacak olan bireyin bir sürü kayıpları oluyor. Biz doktorlar, psikologlar olarak bu süreci en hafif şekilde atlatmalarını sağlıyoruz. Bu problem nasıl olsa geçecek bir şey ama nasıl geçeceği önemli. Odaklanılması gereken şey bu. Bir öğretmen 30 çocuk içerisinde bir çocuğa bunu söylüyorsa üzerinde durulması lazım. Ama DEHB için en büyük risk faktörü çok küçük yaşlarda başlayan video izleme, tablet kullanımı, telefon kullanımı, özellikle de bunların 6 yaş öncesi kullanımı tanının yanlış konulmasına sebep oluyor. Çocuk aslında DEHB için hafif bir aday, aslında hemen düzelebilecek bir durumda. Fakat böyle bir uyaran bombardımanında kaldığında bu çocuk tanı alan, tedavi olması gereken bir bireye dönüşüyor. Çünkü beyin artık o şekilde gelişiyor. Koruyucu hekimlik kısmı daha önemli. Ben son zamanlarda 2-3 yaş arası çocuklarla çalışıyorum ve koruyucu hekimlikte çok büyük bir yol alıyoruz.

Psk. Seda Nur Bilici

© 2014 Bahar Psikoloji Danışmanlık, Eğitim ve Yayıncılık A.Ş.