MAKALELER

Dünya mı Büyük, İnsan mı?

Dünya mı Büyük, İnsan mı?

Bir önceki yazımda Carl Sagan’ın Soluk Mavi Nokta kitabından kısa bir alıntı paylaşmıştım (ayrıntı için Soluk mavi nokta-Carl Sagan). Bu    paylaşımın tek bir nedeni vardı aslında, bizler yani tüm insanlık dünya  diye bir toz zerresi  üzerinde yaşıyoruz, hepsi bu!!! Ancak bu yazı Sagan’ın  devamı niteliğinde değil. O, Dünya’nın tüm evrendeki hükmünü  göstererek insanın bu küçüklüğü görmesine, diğer bir deyişle haddini  bilmesine vurgu yapmıştır. Ben ise Dünya’nın küçüklüğü konusunda  O’nunla hem fikir olsam da insanı konumlandırmak hususunda  ayrışıyorum.

Dünya bir toz zerresi, kabul, ama ya insan? İnsan da bu toz zerresinde yaşayan daha da ufak bir zerre mi, bunu anlamaya gayret ediyorum.

Nasıl oluyor da tüm evrende bir nokta hükmünde olan bu küçük dünyada böylesine büyük acılar-mutluluklar yaşanabiliyor? Doğrusal bir mantıkla konuya yaklaşırsak, tüm evren hesaba katıldığında dünya bir toz zerresi ölçüsünde olduğuna göre, dünyadaki bizim gibi ufacık insanların dertlerinin de hükümsüz denecek kadar hafif olması beklenmez mi? Ya dünya sandığımız kadar büyük (diğer bir deyişle önemli) değil, ya da insan sandığımız kadar küçük (önemsiz/değersiz) değil? Şair Nesimi ‘Bende sığar iki cihân, ben bu cihâna sığmazam’ diyerek dünya (hatta tüm kainat) ve insan karşılaştırmasında büyük payı insana vermiş, insanın cihanları kapsayabileceğini ifade etmiştir. Peki bizler bu ikiliyi sağlıklı bir düzlemde nasıl kıyaslayabiliriz?

Öncelikle bu kıyaslamanın önemine değinmek istiyorum, ‘dünya mı büyük, insan mı?’ diye bir kıyas yapmak anlamsız/lüzumsuz görünebilir ilk bakışta. Ama bu kıyas ile şunu anlamayı amaçlıyoruz: Dünya büyük ise dünyaya dair her şeyin (beklenti-çıkar-kar-zarar-makam-statü-kimlik- vb) insanın iç dünyasından daha önemli olduğunu anlamış olacağız. Eğer büyük (önemli) olan insan ise dünyaya dair her şey ikinci planda kalacak. Hayatımızdaki herhangi bir konuyu değerlendirirken önem verilmesi gereken şeyin dünya değil insan olduğu daha kolay görülebilecek.Dünya’ya göre kendimizi değil, kendimize göre Dünya’yı yorumlamanın önemini anlayacağız.  Başka bir ifadeyle dış dünya mı mühim, iç dünya mı diye durup düşünebileceğiz. Zira kapitalizmin zihinlere kazıdığı bir yaklaşımı var: Neyden daha çok kar ediyorsan, Ona yönel. Bende insanın iç dünyası ve dış dünyasını kapitalist bir gözle (!) kıyaslayıp hangisine yatırım yapmamız gerektiğini, hangisinin daha kazançlı olacağını bulmaya zarif bir katkı sağlamak gayretindeyim.
Victor Hugo Dünya’yı ‘başka bir alemin bekleme odası’ diye tanımlarken Cesur Yeni Dünya’nın cesur yazarı/dahisi Huxley’ e göre bu  Dünya, ‘başka bir gezegenin cehennemidir’. Topraklarımıza dönersek, Karacaoğlan Dünya’yı ‘Bir yol; geda gider, han gider’ diye tanımlamıştır. Dünya biri için yol, diğeri için yola hazırlık aşaması, bir diğeri için yolun sonu. Bu örneklere binlercesi eklenebilir, ama görülüyor ki; kişinin bakış açısına göre tanımı değişen bir Dünya’da yaşıyoruz. Herkesin dünyaya dair yargılarını belirleyen, kişinin kendi iç dünyası olduğunu görüyoruz. Bu durum bizi Nesimi ile aynı noktaya çekiyor. Cihanlar içimize sığıyor, biz yaratılmış her şeyi iç dünyamızdaki yansımalarına göre değerlendiriyoruz. Dış dünya içimizdeki aynaya nasıl yansıyorsa bizim yargılarımızda öyle gelişiyor. Dünyaya dair algıları- yargıları-tutumları belirleyen iç dünyamızdır, yani insanın içi yaratılmış her şeyin (cihanların) sığabileceği derin bir dehlizdir denilebilir. Zaten terapide tam olarak bu gerçek üzerinde çalışırız. Bilişsel yapılarımız, şemalarımız bizim dünya algımızı etkiler, bizde bunlarla çalışarak dünyamızı değiştirmeye gayret ederiz.

İnsana gelince, Nesimi ile başlamışken onunla devam edersek ‘Cevher-i lamekan benim, kevn ü mekana sığmazam’ diyerek bir sonraki mısrasında insanın bu kapasitesinin kaynağını açıklamıştır. O’na göre İnsan Lamekan olanın cevherini almış, bu yüzden yaratılmış cihanlara sığamaz. Bu mısra her zaman aklıma Hicr Suresi 29. Ayeti getirir. ‘Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman….’ (Diyanet Vakfı Tefsiri). Ayetle ilgili yoruma girmeyi uygun bulmuyorum, amacım yalnızca insana birde bu boyutla bakmaya vesile olmak, insan O’nun Ruhu’nu üflediği tek mahluk, Tek. Ayrıca tasavvuftaki ‘Hazreti insan’ kavramı, ‘Eşref-i Mahlukat olan insan’ tanımlamalarına bakarak da insan-kainat düzleminde yeni boyutları görmek mümkün. Psikolojide de sayısız kişilik kuramcısı hiç şüphesiz insanı tanıma yolculuğunda çok önemli katkılar sağlamıştır. Cinsellik, saldırganlık, aşağılık duygusu, kendini gerçekleştirme çabası gibi pek çok kavram insanı anlamakta anahtar kavramlar olarak sunulmuştur. Ben insanı anlamak ve anlatmak hususunda şahsi bir yorum yapmaktan imtina ediyorum, acziyetimi itiraf ediyorum, bu sebepten sadece referanslar sunarak, birkaç boyutu belirterek bu kısmı sonlandırıyorum.

İnsan ve Dünya, felsefe-psikoloji-sosyoloji-din-tasavvuf-astronomi gibi pek çok açıdan görülmeye çalışılan iki kavram. Konuya dair çok geniş bir arka plan var. Herkesin konuya bakışı kendi gözünce elbette. Ben bu kısacık denemede kendi açımı yansıtmaya çalıştım. Dünya’nın küçük bir noktadan ibaret olduğunu gösteren fotoğraf Sagan’ın ifade ettiği gibi dünyanın (dolaylı olarak insanın) çok ufak-kıymetsiz olduğunu düşündürmedi bana. Sagan’a göre ‘ insanın kibrinin ne kadar aptalca olduğunu bundan daha iyi gösteren bir fotoğraf yoktur’. Ben ise bu fotoğrafla  Dünya’nın ne küçük, insanın ise ne muazzam olduğunu düşündüm yalnızca. Tıpkı ayetlerin, hadislerin, düşünürlerin, şairlerin, kuramcıların dediği gibi mühim olan İnsan’dır, Dünya yalnızca bir zerre dedim kendimce. İnsan küçülmedi gözümde aksine iç dünyamızın ihtişamı daha da büyüledi.

Madem dünya bir toz zerresi hükmünde, insan ise yaratılmışların en kıymetlisi, öyleyse İnsan’a dönmeliyiz dedim.

‘İster isen var bin hacca, hepsinden iyice, bir Gönüle girmektir’ diyen Yunus Emre aslında kutsal toprakların bedenimiz, kutsal mabetlerin gönlümüz olması gerektiğini söylüyor yüzyıllardır. Bize düşen ise bu çağrıya kulak vermek.

Dünya bir zerre, İnsan bir dehliz, önce insana bakmalı, önce insanın içine dönmeli.

‘Herkes içine bakması, içini seyretmesi, içinde seyir etmesi’  dileğiyle.

Psk. Ela Reyhanlıoğlu

© 2014 Bahar Psikoloji Danışmanlık, Eğitim ve Yayıncılık A.Ş.