MAKALELER

Evden Uzakta Olmanın Psikolojisi

Evden Uzakta Olmanın Psikolojisi

Göçmen olmak

Aidiyet duygusu insanların temel ihtiyaçlarından birisi olarak çıkıyor karşımıza. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde üçüncü basamakta yer alan bu gereksinim karşılanmadığı zaman fiziksel (yeme-içme vb.) ihtiyaçlardan daha öncelikli bir konuma gelebilmekte. Aidiyet duygusunun sınandığı göçler Türkiye’nin de yakından tanık olduğu  gibi sadece siyasi açıdan değil psikolojik açıdan da pek çok problemi meydana getirmekte. Yaşadığı toprağı çeşitli nedenlerle terk etmek durumunda kalan göçmen, mülteci, sığınmacı adlarıyla etiketlenen bireylerin son zamanlarda bir bireyden çok politik nesne haline getirilmesi yurtsuzluğun neden olduğu ruhsal problemlerin göz ardı edilmesine sebep oluyor.

Göçün sebepleri ruhsal sorunların ortaya çıkması bakımından önem arz eden bir durum. Ülkelerindeki savaştan kaçıp komşu ülkelere sığınan gruplarla ekonomik sıkıntı sebebiyle başka bir ülke gitmek durumunda kalan insanlarda göçün aynı etkiyi yaratmayacağı muhakkak. Fakat ne sebeple olursa olsun kişinin evinden, memleketinden, yurdundan yani güven ortamından ayrılması, bambaşka bir kültür içinde yaşamak zorunda kalması, pek çok ruhsal sıkıntının kaynağı oluyor.

Göç psikolojisi, yalnızca göç sonrasıyla kısıtlanabilecek bir durum değil. Sığınmacılar, ruh sağlığını olumsuz etkileyecek göç öncesi (travmatik yaşantılar ve geçmiş kayıplar gibi) ve göç sonrası (geldiği ülkede karşılaştığı zorluklar gibi) çoklu travmalara maruz kalıyor. Göç etmeden önceki yaşam şartları göç sürecindeki zorluklar ve göç sonrası mülteci konumunda oldukları durum yapılan çalışmalarda ayrı ayrı ele alınmakta. Göç öncesi risk etmenleri olarak, kendi ülkelerindeki ekonomik, eğitim ve meslek durumunun olumsuz olması, siyasi durumlar, sosyal destek, roller ve sosyal ağın bozulması sıralanabilir. Özellikle savaş sonrasında, kendilerini ait hissettikleri toprakların gözlerinin önünde talan edilmesi, her gün selam verdikleri insanların cansız bedenleriyle karşılaşmak, yakınlarına eziyet edildiğini görmek, hakarete, tecavüze uğramak göç öncesinde yaşanan olumsuz yaşantıların bir kısmı.  Göç sürecinde güvenliği sağlayacak taşıma hizmetlerinden yoksun olmak,  maddi olanaksızlıklar, sağlık önlemlerinin alınmamış olması,  farklı bir ülkeye sığınmak durumunda olmanın yaşattığı olumsuz duygular yine ağır stres yaşantılarına sebep olmakta.  Fakat araştırma verilerinin gösterdiklerine göre mülteciler en ağır psikolojik baskıyı göç ettikten sonra yaşıyor.  Göç veya mülteci statüsü hakkında belirsizlik, işsizlik ve istihdam edilememe, sosyal statü, aile ve sosyal destek kaybı, arkasında bıraktığı aile üyeleri ile ilgili endişenin yanı sıra yeniden bir araya gelmeye yönelik endişe, dil öğrenme, kültürel uyum ve uyum zorlukları ruh sağlığını olumsuz etkileyen diğer risk etmenleri olarak çıkıyor karşımıza. Belirsizliğin sebep olduğu kaygı sürekli üst seviyede yaşandığında bireylerde ciddi boyutlarda ruhsal sıkıntılar oluşturuyor.

Göçmenlerin ruhsal sıkıntılarının erken teşhisi ve tedavisi göç ettikleri ülkelerin psikolojik destek hizmetlerinin gelişimiyle paralellik gösteriyor. Barınma, beslenme ihtiyaçlarının karşılanması, uyum sürecinde kendi dilinde aldığı geri dönütler, kimliklerinin tanımlanması gibi durumların yanında göçmenlere destek verecek uzmanların kültürlerarası alanda iyi bir beceriye sahip olması, yıkılan güveni  ilişki bazında tekrar kurmaya ve aile bağlarını kuvvetlendirmeye yönelik çalışmalar ruhsal sıkıntıların azaltılması bakımından önemli görülüyor.

Psk. Seda Nur Bilici

© 2014 Bahar Psikoloji Danışmanlık, Eğitim ve Yayıncılık A.Ş.