MAKALELER

Gerçek Aşığın Kaygısı

Gerçek Aşığın Kaygısı

Sanılanın aksine terapi, kişilerin çok da mutlu mesut olduğu bir süreç değildir. Genelde danışanlar ilk seans itibariyle tüm sorunlarından kurtuldukları, olumsuz tüm duygularından arındıkları bir süreç varsayarlar. Elbette nihai amaç budur ancak bu sona ulaşmak için zorlu bir yolculuk vardır önümüzde. O güne kadar bastırılan duygular, yaşanan travmalar, olumsuz tüm düşünceler hepsi gün yüzüne çıkmaya başlar. Eğer kişi terapistin gözetimi olmadan hepsinin birden hücumuna uğrarsa,  kendisini her zamankinden daha güçsüz hisseder, zira tüm savunmaları çökmüştür. O güne kadar kullandığı kaçınmaları sona ermiştir, artık tüm gerçeklerle yüzleşmesi gerekmektedir. Terapist tüm bunları öngörerek gerekli tedbirleri alır, bu yüzleştirmeleri kontrollü şekilde seansa taşıyarak süreci sağlıklı bir ritimde ilerletmeye çalışır.

Terapi sürecine ve terapistin durumuna değinmemin nedeni, bu zorluğu yaşayan danışanları anlatmak değil aslında. Bu yazıda bir danışanın değil, onun eşinin kaygısını aktarmaya gayret edeceğim. Bu satırları yazdıran, bir danışanımın eşinin söylediği bir cümledir, tek bir cümle.

Beni bu kadar etkileyen o cümleyi sarf eden beyefendi, cinsel istek sorunuyla bana başvuran bir danışanımın yaklaşık 15 yıllık eşiydi. Ayşe Hanımla (gerçek ismi kullanılmamıştır) evliliğinin başından beri yaşadığı cinsel problemleri için terapi yapmaktaydık. Süreç ilerledikçe sorunun altındaki duygu ve düşünceler ortaya çıkıyordu ve sona doğru yaklaşıyorduk, ama bir gün, beklemediğim bir durum ortaya çıktı. Ayşe Hanım’ın eşi beni arayıp sürece dair çok kaygılı olduğunu hatta bu işten pek de memnun kalmadığını ifade etti. Bu rahatsızlık Ayşe Hanımla değil tamamen eşiyle ilgiliydi. Ayşe Hanım kullandığım tekniklerden biri olan EFT hakkında eşiyle konuşmuş, seansta yaşadığı sıra dışı deneyimleri onunla paylaşmıştı. Ben telefonda beyefendinin kaygısını anlamaya çalışırken, bir anda son cümlesini söyledi. Aklımda kaldığı şekliyle aktarıyorum: ‘‘Ela Hanım, ben EFT’yi araştırdım, sihir gibi bir şey bu, kişiyi bir ölçüde hipnoz ediyorsunuz ve içinde ne varsa her şeyi dışarı çıkarıyorsunuz, bu aslında çok tehlikeli bir silah, Ayşe seansta yaptıklarınız bana anlattı, o halinden çok memnun ama ben artık EFT yapmanızı istemiyorum, daha nelerle karşılaşacağımı bilmiyorum.  Ya  bu cinsel sorunun altından beni sevmediği ortaya çıkarsa diye korkuyorum. Yıllardır yaşadığımız cinsel sorunla uğraştık ama ben onu hep sevdim,eğer onun beni sevmediği gibi bir şey ortaya çıkarsa ben yıkılırım, bunu kaldıramam, belki de beni sevmediği için böyle bir sorun yaşıyoruzdur, bilmiyorum, ve eğer öyleyse ben bunu kaldıramam….’’ Beyefendinin konuşması bu doğrultuda ilerlerken benim zihnime o ana kadar dinlediğim tüm evlilik hikayeleri sağanak gibi yağıyordu.

‘Karım kendine hiç bakmıyor, çekici değil, doğumdan sonra çok kilo aldı, beni hep reddediyor, benim için süslenmiyor, zaten cahil bir kadın, ne eksiği var ki istediği kadar para veriyorum, boşasam da kurtulsam, başını açsın, başını örtsün, mini etek giysin, uzun etek giysin, başka erkeklerle konuşmasın, çok tutucu erkeklerle konuşmuyor, o da çalışsın evde boş boş oturuyor, aman çalışmasın evinde otursun……..’ diyen binlerce erkeğin bin bir farklı şikayeti yıldırım gibi düşüyordu beynime.  Çalıştığım hanımlardan da pek farklı şeyler duyduğum söylenemez. ‘Çocuktan sonra kocam çok değişti, gece eve geç geliyor, benimle çok sert konuşuyor, insanların içinde beni azarlıyor, gizli telefon görüşmeleri yapıyor, işini bahane edip evden uzaklaşıyor, çocuklarla da ilgilenmiyor, beni beğenmediğini söylüyor, başka bir kadınla görmüşler, artık beni istemiyormuş, boşanma ile tehdit ediyor, ……’ diyen kadınların hikayeleri çınlıyordu kulaklarımda.

İşte benim zihnim bu vakalarla doluyken, dünyanın bir yerinde bir Adam,  ‘Ya karım beni sevmiyorsa, beraber geçirdiğimiz yıllardan sonra eğer beni sevmediğini söylerse ben bunu nasıl kaldırırım’ diye kaygılanıyordu.

‘Cinsellik sevginin temelidir, eğer cinsel sorunlar varsa o ilişki yürümez’ diyenlere inat 15 yıldır süren bir evlilikle, ve ‘kadın şunu şunu yapmazsa erkeği elinde tutamaz’ diyen modern çağ filozoflarına (!) rağmen karısına aşık bir adamla karşıkarşıya kalmıştım. ‘Erkeği elde etmenin yolları’, ‘Çekicilik sırları’, ‘Erkekleri etkileme sanatı’ gibi dergiler basılıp, kitaplar yazıla dursun, birisi de başka bir gerçekliği haykırıyor duyabilenlere: ‘‘ Aşk eskimez dostlarım, zaman eskitemez duyguları, olsa olsa yılların paylaşımları zenginleştirir bizi. Aşkı öldüren evlilik değil, bizleriz işte, bilin bunu. Kendi isteklerimize göre başkalaştırmaya çalışırken eşimizi, aslında yavaş yavaş öldürüyoruz hem onu hem de ‘bizi’. Aramayın yanlış yerlerde, gönüle giden yolu, ne yatakta bulabilirsiniz ne mutfakta, gönüle giden yol gönülden gelir ancak. Sizler gibi değil bizim evliliğimiz, belki ben sizler gibi dokunmadım eşimin tenine, ama o benim gönlüme bir kez dokundu ya ben nasıl şikayet edeyim. Şimdi soruyorum size, hangi tensel arzu verebilir benim bu aşkta duyduğum hazzı’’ diyordu bu Adam.

Bu yazıyla cinselliğin önemini tartışmıyorum elbette, sağlıklı bir evlilikte çok büyük payı var şüphesiz, ama unutmamamız gereken bir gerçek daha var diye yazdım bu satırları. Umarım evliliğe, cinselliğe, aşka bir de bu gözle bakabiliriz. Çünkü, tenden geçip cana dokunabildiğimizde, ben’den geçip ‘sen’i tutabildiğimizde, işte o zaman ulaşacağız ‘Biz’e.

** Şükür ki, bu satırlar tamamen gerçek bir olaydan esinlenilerek yazılmıştır, şükür ki hala böyle bir Adam ve böyle bir Kadın yaşamaktadır, bu güzel hayat serüvenine beni de misafir ettikleri için onlara şükranlarımı sunarım.

Psk. Ela Reyhanlıoğlu

© 2014 Bahar Psikoloji Danışmanlık, Eğitim ve Yayıncılık A.Ş.