MAKALELER

Kalanların Türküsü: Kayıplarımız ve Biz

Kalanların Türküsü: Kayıplarımız ve Biz

Her gün duyduğunuz bir melodidir bu. Günlük hayatın telaşında    etrafınızda onca gürültü varken o türkünün sesi biraz kısılmış gibi gelir,  hani nerdeyse unutacaksınızdır varlığını bile, işte öyle kandırır ruhunuzu.  Ama bir nefes arası verdiğinizde dünyaya, işte o an, kaldığı yerden devam  eder,  hiç eskimeyen,  yaratılıştan beri tekrar eden kelimeleriyle.

K. ile yaptığımız ilk görüşmede, çok uzun yılların izlerini yüzünde taşıdığını (oysa ki henüz 40larına gelmişti), birden çok ömür yaşamış kadar yorgun göründüğünü düşünmüştüm. Yardıma ihtiyacı olduğunu söylese de hikayesini anlatmak istemiyordu. sanki sadece nefes almak için terapi odasına gelmiş, benim bile varlığımdan rahatsızmış gibi sessizce oturuyordu karşımda.

Sonra sessizliği ürkütmekten korkan bir sesle başladı sözüne. ‘ Herşeyimi kaybettim’ dedi. ‘’Anlamıyor hiç kimse, bilmiyorlar, ben sevdiğim adamı kaybettim, onunla kurduğum dünya gitti, oturduğum evi değil sadece, onunla baş koyduğum yastığı kaybettim ben, beraber yürüdüğümüz yollarda tek kaldım, yollar boyunca onunla beraber söylediğimiz şarkıları kaybettim. O gidince yok oldum sanki, suretimi seyrettiğim aynamı kaybettim. Şimdi onun hayatını karartsam ne fayda, ben gözümün ışığını, gönlümün aydınlığını kaybettim’’ diye devam etti.

Sözleri, bakışları, duruşu, kısacası her bir parçası yaşadığı acıyı haykırıyordu, ve tam 3 yıldır bu acıyı gittiği her yere taşımış, yeni bir dünya kuramamıştı. Karşımda büyük bir acı vardı yalnızca, kimliğine dair başka her şey silinmiş gibiydi. Ruh halini anlayıp acısını paylaşmaya çalışıyordum ama K.’yı yıllardır hasta eden bu halden kurtarmaktı asıl işim. Evliliğe ve eşe yapılan atıflar, bilişsel çarpıtmalar, gerçekdışı beklentiler, stresle baş etme teknikleri, yas sürecini nasıl yönettiği, içsel çatışmaları, kendilik algısı, çocukluk yaşantıları, ilişki örüntüleri ve ilişkide kişinin kendi konumu ….tüm bunları  K’nın yaşam öyküsünde çalışacağımız başlıklar olarak belirledik. Ama biz bunları düşünürken kulaklarımızda aynı melodi, ‘Kalanların türküsü’ vardı.

Bir yandan ‘ Nasıl mutluysan öyle davran’ diyen yeni dünya düzenini, diğer yandan acıyı kutsayan toplumsal kodlarımızı düşündüm. Haz odaklı yaşamak neyse acıya tutunmak da o kadar tehlikeli değil miydi? Geçmişten gelen ‘hüzün de bile itidalli ol’ düsturu ile ‘hayatın her anında mutlu ol’ diyen modern çağın gerçekdışı  ve hastalıklı mottosu arasında sıkışıp kalmış gibi görünüyoruz.

Hayat muazzam bir  beste, son nefese kadar devam eden. Hiçbirimiz bilmiyoruz aslında, başkasının şarkımıza neler kattığını. Dikkatle dinlemezsek duyamıyoruz, hangi notaları kimden alıp, hangilerini kimde bıraktığımızı. Dünya ve içindekiler hızla girip çıkarken hayatımıza, aslında her şey ve herkes ineceği durak geldiğinde terk ederken bizi, ve biz her yolculuğun sonunda kendi varoluşumuzla baş başa kaldığımızda tek bir şey söyleyebiliyoruz: Kalanların Türküsü.  Bu varoluşun sesidir belki de, ontolojik olarak hepimiz yalnız ve biricik parçalarız, şartlar ne olursa olsun bu türküyü söylemek mukadder.  ‘Dünya sizi terk etmeden, siz onu terkedin’ diye uyarılmamız da bu sebepten sanıyorum. Terk edilmeye karşı uyarılıyoruz zira terk edilmek kaçınılmaz, bunu bilin ve ona göre bağ kurun dünya ile deniyor satırarasında. Kendimizin/ ötekinin sınırlarını bilmek ise kendimiz ve  hayatla kurduğumuz tüm ilişkilerin daha sağlıklı bir düzlemde kalmasını sağlıyor. Yaşanan bir travmanın ‘Travma sonrası stres bozukluğu’ mu yoksa ‘Travma sonrası gelişim’ mi ortaya çıkaracağı da temelde bu sınırları bilmek ve yaşamla buna göre ilişki kurmakla bağlantılı.

‘Kalanların Türküsü’ eğer gözlerinizi dolduruyorsa ve  gidenlerin ardından dünyanız kararıyorsa sizi sınırlarınızı keşfetmeye çağırıyorum. İnsan olarak benim sınırlarım, eşimin sınırları, ilişkimin sınırları nedir diye durup düşünmeliyiz. Ancak bu sınırları doğru anlayıp kabul edersek,sadece kayıplarımızı değil kazandıklarımızı da görebilirsek, işte o zaman, hayatımız her gidenin yeni notalar eklediği, daha zengin bir şarkıya dönüşür.

Psk. Ela Reyhanlıoğlu

© 2014 Bahar Psikoloji Danışmanlık, Eğitim ve Yayıncılık A.Ş.