MAKALELER

Kanserin Psikolojisi

Kanserin Psikolojisi

Kanser uzun yıllar önce de var olan ancak yaşam süresinin uzamasıyla daha çok karşımıza çıkan bir hastalıktır. Bunun yanında, artan nüfusla beraber kansere yakalanan kişi sayısında da bir artış görülmektedir. Kanser, geç tanı konulduğunda ve tedavi edilmediğinde büyük oranda ölüme yol açan önemli bir sağlık problemidir. Gelişmiş ülkelerde %25, Dünyada ise yaklaşık %10 civarında kanser ölümle sonuçlanmaktadır ve yaşamı tehdit eden kronik bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2008 yılı raporuna göre 2030 yılında, yılda 26,4 milyon yeni kanser vakası ve 17,0 milyon kanser ölümü olabileceği tahmin edilmektedir.

Kanser, tanısı nedeniyle geçirilen operasyonların, tedavide uygulanan kemoterapi ilaçlarının ve radyoterapinin yan etkilerine, psikolojik rahatsızlıklar da eşlik etmektedir Kanser, kişinin yaşam bütünlüğünü tehdit eden bir hastalık olduğu için travmatik olarak değerlendirilebilir. Travma, kişinin ruhsal ve bedensel sağlığını önemli ölçüde tehdit eden, sarsan ve yaralayan olayların tümü şeklinde ifade edilebilir. Yapılan araştırmalar kanser tanısı konan kişilerde Travma Sonrası Stres Bozukluğu, Depresyon, Anksiyete Bozuklukları ve Stresin yaygın oranda görüldüğünü göstermektedir.

Kanser tanısı alan bir kişide en çok görülen tepki ‘öfke’dir. Aslında gerçekte hastalığa karşı oluşan tepkinin doktorlara, sağlık personeline ve yakın çevreye yansıtılması söz konusudur. Suçluluk duygusu da yine kanser hastalarında sıkça karşılaşılan bir duygudur. Kişi bu hastalığa yakalandığı için kendisinin bir hata yapmış olabileceğini düşünüp suçlu hissetmeye başlayabilir ve hastalığını bir cezalandırma olarak algılayabilir.

Kanser hastaları, tedavinin ve hastalığın zorluğu kadar maddi ve manevi zorluklarla da karşılaşmaktadır. Hastalıktan dolayı sağlığın kaybı ve fiziksel bütünlüğün bozulması en çok karşılaşılan kayıplardır. Kişi günlük aktivitelerini yerine getirmede de kayıplar yaşayabilir (öz bakım eksikliği, iş kaybı vb.). Tedavi masrafları veya işten ayrılma gibi maddi kayıplar ortaya çıkabilir. Bu kayıpların ortaya çıkardığı patolojiler ise; anksiyete, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, bağımlılık ve psikozdur.

Son yıllarda yapılan araştırmalar, sosyal destek kaynakları iyi olan hastalarda daha az psikopatoloji geliştiğini göstermektedir. Hatta sosyal desteğin hastayı tedavide tuttuğu ve hastanın tedaviye uyumunu güçlendirdiği gözlenmiştir. Sosyal destek; zor durumda olan bir kişinin ailesi, arkadaşları, eşi /partneri, doktoru ve komşuları tarafından fiziksel ve ruhsal olarak desteklenmesi olarak tanımlanabilir.

Sosyal desteğin işlevleri:

1) Kişiye ihtiyacını karşılayarak duygusal rahatlık verir.

2) Kişiye, sorunlarıyla ilgili rehberlik eder ve başa çıkma stratejileri sunar.

3) Kişiye, kendisini geliştirecek geribildirimler sunarak gelişimini destekler.

4) Günlük hayatta ve kriz anlarında iletişim halinde bulunarak onları, stresin negatif etkilerine karşı korur.

Sosyal destek aynı zamanda kişiler üzerinde tampon görevi görmektedir. Kişinin, stresli bir olay yaşadığında, gerekli sosyal destek kaynaklarına ulaşabileceğini bilmesi, stresin kişi üzerindeki olumsuz etkisini azaltmaktadır. Örneğin; stresli bir olayla karşılaştığımızda, çevremizde bu olayı çözebilecek kişilerin var olması, stresi daha az hissetmemizi sağlar.

Kanser hastalarına yeterli sosyal desteğin sağlanması, bununla ilgili hasta yakınlarının bilinçlendirilmesi, hastalığa eşlik eden psikolojik faktörlerin tedaviye olan etkisinin bilinmesi ve hastalara psikolojik destek verilmesi tedaviye olan uyum ve yaşam kalitesinin artması açısından önemlidir.

Psk. Handan Erdoğan

© 2014 Bahar Psikoloji Danışmanlık, Eğitim ve Yayıncılık A.Ş.