MAKALELER

Obsesyonun Anatomisi

Obsesyonun Anatomisi

Obsesyon ya da takıntı dediğimiz rahatsızlık temelde bir kaygı bozukluğudur. Her kaygı bozukluğunun altında ise birtakım travmatik olaylar yatar. Örneğin temizlik takıntısı olan birisinin mutlaka kirliliği aşırı kötü algılamasına yol açan geçmiş tecrübeleri vardır. Söz gelimi, çocukluk yıllarında üstünü başını sürekli temiz tutması için toprakla oynamasına mani olunmuş ve toprağın kirli olduğu ve uzak durulması gerektiği mesajı verilmiş olabilir. Yahut geçirdiği bir ameliyatın sebebi olarak iltihap yapıcı mikropları gören bir kişi, hayatının kalan kısmında kendisine mikrop bulaşacak diye aşırı endişeli bir tavır sergileyebilir. Veyahut ergenlik döneminde nefsine uyup gayrimeşru cinsel yakınlıklar kurmuş olan bir genç, sonraki yıllarda vicdanının da zorlamasıyla cinsel ilişki çağrışımı yapabilecek durumlara karşı kaygı dolu tepkiler verebilir.

Bu açıdan bakıldığında obsesyon, takıntı ya da halk arasında bilinen adıyla vesvese, vücudun güvenlik alarmı sisteminin aşırı çalışmasından doğan bir sonuçtur. Başka bir ifadeyle, obsesyon ile hissedilen yüksek kaygı düzeyi arasında doğrudan bir bağlantı söz konusudur. Önce geçmiş travmalarımız zihinlerimizde neyin bizim için tehlike oluşturduğuna dair bazı şemaların oluşmasına yol açar. Daha sonra ise bu şemalar her olayı kendine uydurmaya çalışarak, her olaydan kendine bir ipucu bulmayı deneyerek kişideki kaygı düzeyini yükseltirler. Kaygı düzeyi yükseldiğinde güvenlik ihtiyacı da en üst düzeye çıkar. Böyle bir durumda olan kişi, kendisinin gerçekten güvende olup olmadığını sıkı bir şekilde kontrol etmeye yönelir. Örneğin, mikrop bulaşıp hasta olacağı kaygısını taşıyan kişi, dokunduğu yerden, soluduğu havadan, yediğinden içtiğinden, kısacası her şeyden kendisine mikrop bulaşacağı ihtimalini bir bilim adamı titizliğiyle masaya yatırır. “Ya şundan mikrop bulaşırsa!” diye başlayan sorgulamalarının ardı arkası kesilmez hâle gelir. Bu sorgulamalar ister istemez kompülsiyon ya da zorlantı denilen birtakım tedbirleri ve sakınmaları da beraberinde getirir. Kapı kolunu ıslak mendille tutma, elini birkaç defa sabunla yıkamadan tatmin olmama, duşta uzun vakitler kalma hatta zamanla evinden dışarı çıkmaktan sakınmaya varana kadar çok farklı tepkiler söz konusu olabilir.

Gelgelim bu tepkilerin hiçbiri, geçici bir rahatlama sağlamanın ötesinde, obsesyonları bütünüyle bertaraf etmeyi sağlayamaz. Hatta uzun vadede obsesyonların daha da artması ve derinleşmesine yol açar. Çünkü obsesyon dediğimiz zihnimize gelen olumsuz düşünce, imge ya da dürtüler, şeytanın vesveseleri gibi daima kişinin başına kısa ya da uzun dönemde çok olumsuz olayların geleceği iması taşıyan abartılmış ve çarpık bir niteliğe sahiptir. Bu nitelikteki gerçeklikten kopuk obsesyonları ciddiye alıp onlara yönelik tedbirler almaya çalışmak, hareket tarzını obsesyonlara göre belirlemek anlamına gelir ve onları besler. Bir bakıma düşünce davranışla doğrulanmış olur. Böylece düşünce ve davranışlar arasında obsesyonları daha güçlü hâle getiren bir kısır döngü meydana gelir.

İşte obsesyon tedavisinde en önemli adımlardan biri, bu kısır döngüyü kırmaktır. Ne tür obsesyon gelirse gelsin, kişi kompülsiyon ya da zorlantı denilen obsesyona uyumlu davranışlar sergilemekten uzaklaştığı oranda obsesyonlar zayıflar ve bu tutum kararlı bir şekilde devam ettirilebilirse obsesyon atakları tamamen söner.

Tedavide bir diğer önemli adım ise, obsesyonların içeriğindeki gerçekliğe uymayan abartılı ve çarpık düşüncelerin yerine sağlıklı, dengeli ve kabul edilebilir düşünceleri yerleştirmektir. Dilerseniz buna şeytanın vesveselerine karşı sağduyuyu ya da meleklerin ilhamını devreye sokmak da diyebilirsiniz.

Tüm bu çalışmaların gerektiğinde psikoterapist desteğiyle beraber aktif çaba göstererek yürütülmesinde fayda vardır. Obsesif kompülsif bozukluk inatçı bir rahatsızlık olduğu için kişinin kararlı ve gayretli bir çaba göstermesi çok önemlidir.

Psk. Ömer Baldık

© 2014 Bahar Psikoloji Danışmanlık, Eğitim ve Yayıncılık A.Ş.