MAKALELER

Ruh ve Beden Bütünlüğüyle Kadın Olmak

Ruh ve Beden Bütünlüğüyle Kadın Olmak

Bir şeyler ters gidiyor.

  • Açıklanamayan infertilite (fiziksel bir sorun olmadığı halde hamile kalamama)
  • Artan annelik sendromları (doğum sonrası depresyon, anne olma kaygısı, doğum korkusu gibi)
  • Kadınlarda görülen cinsellik sorunlarının çoğalması (isteksizlik, vajinismus,cinsel ağrı bozuklukları gibi)
  • Sağlıksız/olumsuz İlişki deneyimleri
  • Evlilik sorunları

Bu uzayıp giden liste, bize kadınların dünyasında bir sorun olduğunu söylüyor, hatta çığlık atıyor.

Biz kadınlar artık daha güçlüyüz, iş hayatında inkar edilemez düzeyde güçlendik, yeterince var olmadığımız alanlar olsa da artan bir ivmeyle oralarda da ilerliyoruz. Daha zenginiz, daha eğitimliyiz, daha başarılıyız. Hatta daha güzeliz, kadın güzelliği üzerine dönen milyarlarca dolarlık bir sektör var, ve her geçen gün ‘altın oran’a daha da yaklaşıyoruz. Fakat, tüm bunlar, kadının erkekle yakınlaşmasını, sağlıklı bir ilişki kurup devam ettirmesini sağlayamıyor. Hayatımızda yakın duygusal ilişki gibi büyük bir parça eksik. Bu eksiği iş hayatıyla kapatma eğilimindeyiz. Elbette kadınların daha eğitimli, daha üretken, daha başarılı olması kendini gerçekleştirme açısından çok sağlıklı. Burada amacım kadınların bu alanlardan çekilmesini ifade etmek değil, zira bu yönlerin gelişmesiyle kadın daha da sağlıklı bir varoluşsal konumda, fakat ruhsal olarak kadınlıktan kopuşun yarattığı durumu paylaşmaya çalışıyorum. Yaşanan ilişki sorunlarında erkeklerin de kadınlarla eşit düzeyde sorumlu olduğunu göz ardı etmeden, bu yazıda, sorunun sadece kadın boyutuna değiniyorum.

Ekonomik- sosyal tüm koşulların kadının lehine ilerlediği günümüzde, kadınlardaki ruhsal değişime, bu değişimin ilişkilere nasıl yansıdığına bir psikolog olarak her gün şahit oluyorum. Üstelik bu ruhsal değişim fizyolojimizi de etkilemiş durumda. Utah ve Indiana Üniversitelerinde yapılan araştırmalar; rekabetçi, erkek egemen sektörlerde çalışan kadınların testosteron düzeylerinin arttığını ortaya çıkarmış. Yani ruhumuz kadınlıkla kopuk bir ilişki içindeyken, hormonal durumumuz da erkekliğe yakınlaşmış durumda.

Çözüm için ilk soru şu; bana göre, kadın olmak ne demek,  Zihnimde kadın olmak nasıl bir temsile sahip? İkinci soru ise; zihnimdeki bu temsili seviyor muyum, bu kimlikle barışık mıyım?

Kadın olmanın madde ve mana boyutunu kapsadığını unutmamalıyız. Yani ruh ve beden gibi iki parçalı bir bütünden bahsediyoruz kadın derken. Bedenimize bunca yatırım yaparken, ruhumuzdaki kadını tanımayı, onu sevmeyi, onun parçalarını kabullenmeyi ihmal etmemeliyiz. Fakat günümüzde kadınlığın fiziksel-sosyal gücü artarken, ruhu zayıflıyor. Evlilikten korkmamız, annelikten kaçmamız, erkeklerle yakın duygusal temasta zorlanmamız bu ruhsal kopuşun yansıması aslında. Kadınlıktan kopuş ilk olarak ilişki boyutumuzu etkiliyor. Yakın duygusal ilişkinin bize neler kattığını unutmamıza neden oluyor. Oysa ki, ötekine dokunmak (ilişki kurmak), aslında insanın yaşayabileceği en büyülü deneyim. İnsan ötekine temas ederek (kadın erkekle, erkek kadınla ilişki kurarak) kendi varoluşunun sırrına erer. Goethe’nin dediği gibi, insan kendini yalnızca insanda tanır. Bu yüzden kurduğumuz tüm ilişkiler bizim ruhsal durumumuzu yansıtır. Kadının kendi varoluşundan kopuşu, bu varoluşa uygun ilişki kurmasını da imkansızlaştırıyor. Kadınlığıyla kopuk, annelik rolüyle barışık olmayan bir model ortaya çıkıyor.

Temelde kadınlık ile barışık olmama hali, cinsel sorunlar, olumsuz ilişki deneyimleri, annelik sendromu, infertilite, evlilik sorunları gibi pekçok yansımayla karşımıza çıkıyor. İşte tüm bunların tedavisi için yeni bir ilişkiye girmeden önce, içimizdeki kadınla, anne olmadan önce, zihnimizdeki anne figürüyle ilişki kurmalıyız. O zihinsel temsiller ile barışmalıyız- ki bu temsil genelde kendi annemiz ile ilgilidir-. Kadınlık ve annelik temsilleriyle tanışıp barışmadan, karşı cinsle sağlıklı ilişkiler kurmak, sevgi dolu bir annelik serüveni yaşamak zor görünüyor.

Psk. Ela Reyhanlıoğlu

© 2014 Bahar Psikoloji Danışmanlık, Eğitim ve Yayıncılık A.Ş.